Vergi Usul Kanunun 229. maddesinde fatura; “satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklinde tarif edilmiştir. Faturanın, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenlenmesi gerekmektedir.
Bu yasal düzenlemeden görüleceği üzere fatura düzenlemesi için öncelikle, taraflar arasında akdi (sözleşme) ilişkinin bulunmasının gereklidir. Çünkü; fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında mevcut olan sözleşmenin (satım, hizmet, eser vb.) ifa aşaması ile ilgili bir belgedir.
Dolayısı ile taraflar arasında sözleşme ilişki olmadan düzenlenen belgenin “fatura” olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Öte yandan sadece faturanın tebliğ edilmiş olması, akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır.
Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde ise faturanın, ileride değinilecek olan Türk Ticaret Kanunun 21.maddesindeki fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Böylelikle kanunkoyucu tarafından faturanın tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin ise aleyhine, bir karine getirilmiştir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir.